Alaçatı’da bir gizli bahçe : Tipsy

Alaçatı’da yazları trafiğe kapalı, irili ufaklı restaurantlara, minik barlara, kahvelere/cafelere ve butik otellere tüm cömertliği ile ev sahipliği yapan cadde : Kemalpaşa Caddesi.

Açılan mekan sayısına bağlı olarak da hem popülerliği hem de kalabalıklığı artan bir cadde. İzmir’liler dışında da çok bileni var artık Çeşme’nin, hatta öyle ki artık İzmir’liden çok İstanbul’lu var sokaklarda, mekanlarda, plajlarda… Hatta pazarında, çarşısında…

Hal böyle olunca, kışın el ayak çekildiğinde derin sessizliğe bürünen Kemalpaşa Caddesi, yazın gelmesi ile akıl almaz bir curcunaya açıveriyor kollarını…

Tarzları ve hatta mönüleri bile birbirine çok yakın restaurantlar caddenin gözdeleri oluveriyor… Dikkat çekenler ismini duyuruyor, ismini duyuranlar dikkat çekiyor… Tanınan-bilinen birkaç sima oturuverince mekanlara, mönülere “kuş” konuyor… “Evimizdeymişçesine rahat” kavramı, yerini “sokaktaymışçasına rahat”a bırakıyor, yollara atılmış eğri büğrü masa-sandalyeler üzerlerine konulan “el emeği” birer beyaz örtü ile doğal nostalji trendinin kancası sizi ensenizden yakalıyor, göz boyuyor…

Tipsy ise, bu cadde üzerinde konumlanmayı başarabilmiş olmasına karşın, yürüyen Alaçatı Ordusu’ndan elini eteğini çekmiş bir mekan. İtiş-kakış yürüyerek ulaşıp, itiş-kakış yürüyenlerin arasından yemeğinizi soyutlayabildiğiniz bir bahçe! Karmaşa ardından gelen düzen…



Girer girmez göze hoş gelen, ferah, aydınlık bir dekorasyonu var Tipsy’nin. Aynalar dekorasyonun önemli detaylarından. Belki de benim mekanda ayna takıntımdan, gözümü boyamaya yetiyor girişteki koskocaman,ruh katılmış ayna… Yazılarımdan bilirsiniz, beğendiğim detayları görsel olarak paylaşmayı severim, ancak bu defa ne yazık ki hazırlıksız yakalandım :( Ekipmansız gittiğim yemek, dokümansız tamamlandı… :(

Mönüler gelmeden önce masamıza, minik tapas kaselerinde kekikli zeytin yağı ve taze minik ev ekmekleri geliyor. Tam bir iştah açıcı! Mönü geniş, bir çok mutfaktan, tercih oranı yüksek lezzetler üzerine çalışılmış. Atıştırmalıklar, ana yemekler, tatlılar… Her birinin içinden damak lezzetinize uygun bir şeyler bulmanız mümkün. Şarap mönüleri de oldukça zengin,Fransız, İtalyan, Şili, Arjantin ve Portekiz’in ünlü markaları ve yerli şarap çeşitleri mevcut.

Servis hızlı, güler yüzlü ve titiz… Yemeklerimiz sıcak şekilde ( Alaçatı mekanlarında, kalabalık sebebi ile karşılaşılan en büyük problem sanırım) ulaşıyor masamıza, üstelik hepsi son derece lezzetli! Özellikle, yine aynı ismi taşıyan, özel “Tipsy Kebap” kesinlikle muhteşem! Bilindik Çökertme kebabına kendilerince, “Tipsy”ce bambaşka bir yorum katmışlar, minik minik sigara börekleri ile inanılmaz bir lezzet yakalamışlar.

Mekan’da çalınan müzikler de son derece başarılı… Kalabalıktan sıyrılmış bu avlu’da, tatlı yemek sohbetlerinizi basırmayacak; Latin, Chill-Out, Lounge, Happy-House gibi tatlı müzikler çalınıyor.

Hem Alaçatı’da olmak isteyenler, hem de keyifli, sakin bir yemek  isteyenler için Tipsy hoş bir alternatif…

Posted in Gezdik Gördük!, Yemek, İzmir | Tagged , , , , , | Leave a comment

Çeşme Açık Hava Tiyatrosu “Rengarenk” oldu!

“Eskiden bambaşkaydım
Herkes tamdı ben yarım
Boşluklar hep dolar ya
Yalnızdı benim yanım
Bir gün aşka rastladım
Sildim yeni başladım
Bir omzum oldu sonunda
Ha hay… Başımı rastladım
Gözüm kara kalmadı yara
Oldum renga rengarenk
Bazen her şey sararıp solar
Biz hep renga rengarenk… ”  diyerek, pırıl pırıl parlayan sahnenin ortasında, çeşme rüzgarında rengarenk uçusanlarla başladı gece…

2010  yazı, Çeşme’de gidilesi konserler listemizde ön sıralardaydı Sertab Erener… Ailecek bir başka sıcaklığımız var hep kendisine! Her birimiz bir başka şarkısını bir başka sever, tüm şarkılarını da keyifle dinleriz…

Ağustos ayı Çeşme için son hareketliliğin yaşandığı zamandır. Yazın bitiyor olmasının telaşıyla ardı ardına sıralanır aktiviteler… Sertab konseri de bu hareketlilikten nasibini alarak, seyircisi bol bir açık hava konserine imza attı.

Konser,yine start şarkısı olan Rengarenk ile sonlandı. Malum bu yazın en çok dinlenen,sevilen şarkılarındandı… Arada ise Sertab, bilinen tüm şarkılardan söyledi, tabii ki en sevdiğim şarkılarından biri olan “Yolun Başı” nın söylenmesi de ayrı bir keyiflendirdi beni  :)

Böyle güzel bir havada, böyle sevdiğiniz şarkılarla geçirilen bir gece tabii ki fazlaca keyif unsuru, ancak; keşke bir de Sertab, orkestranın şarkılarda sesini bastırmasına izin verip her şarkı ardından minik kupleler halinde yalın sesini ortaya koyma konusunda inat etmeseydi, bir tek “Aşk” şarkısında değil, her şarkıda onun o benzersiz berrak ve güçlü sesini dinleyebilseydik… Ha bir de, söylemeden edemeyeceğim, iki saat ne yazık ki yetmiyor,yetmiyor… Bir sonra ki konser umarım biraz daha uzun soluklu olur… Yoksa ardı ardına defalarca bis yapmak kaderiniz :)

E bu yazı ardından, bir küçük şahsi isteği de eklemeden geçemeyeceğim, belki bir şekilde duyulur sesimiz… Bu yıl Sertab Erener ve Demir Demirkan birlikte bir performans hazırlığı yapsalar keşke… Hem Sadece “Aşk”ı değil, her ikisinin de en içimize işlemiş şarkılarını, en içten,kendileri gibi yorumlarıyla dinlesek…

Olmaz mı ?


Posted in Gezdik Gördük! | Tagged , , , , , | Leave a comment

Candan Erçetin ile Çeşme Açıkhava’da keyifli konser…

Uzun zamandır istiyorduk…İzmir ya da Çeşme… Farketmezdi!

Mutlaka gidilecek,bu yaz keyfli bir akşamda keyfimizi katlayarak dinlenecekti…

Çeşme oldu, çok ta güzel oldu! Güzelim mehtaplı Çeşme gecesinde, Açıkhava tiyatrosunun hoş esintisi eşliğinde, müzik keyfi listemizde Candan Erçetin’e de bir “+” koyuldu…

Konser saat 21.00 itibari ile başlayacaktı, saatler 20.45’i gösterdiğinde Çeşme AçıkHava Tiyatrosu’nun önünde ciddi(!) bir sıra oluşmuştu. İlk görüşte korkutan ama neyse ki hızla ilerleyen bir sıraydı bu.

Bu yıl Avea sponsorluğunda gerçekleşen konser için tabii ki de Avea tarafından reklam standları kurulmuştu dört bir yana. Açıkhavanın sıcağını düşünerek promosyonel malzeme olarak minik yelpazeleri seçmişlerdi. Tüm misafirlere dağıtıyorlardı hem bilet kontrolü öncesi.

Bilet kontrolünün ardından, çanta kontrolü ve fotoğraf makinesi/kamera sorgulaması… Sağ tarafta üzeri kara bir tepe’yi andıran bi manzara… Tahmin edeceğiniz gibi bir Türkiye klasiği, içeride çekim yapılması yasak mantığı ile toplanan fotoğraf makinaları ve kameralar… Üzerlerine birer parça,gelişi güzel yazılmış beyaz not kağıdı, ne isim okunuyor,ne de düzgün yapıştırılıyor. Yani tüm hakları sadece içeriye biletli giren izleyicelere karşı saklı olan konserden görüntü almamanız adına sizden zorla alınan makinanızı,konser sonrası bulmama/bulamama ihtimaliniz oldukça yüksek… Bu arada tüm hakları biletli müşteriye saklı diyorum, çünkü çevre evlerin balkonundan ütün türk zekası ile istense tüm konser görüntüsü indiregandi yapılabilir! Continue reading

Posted in Gezdik Gördük! | Tagged , , , | 5 Comments

Casillas Kupayi Alir ve.. Canli Yayin Opucugu!

Bildiğiniz gibi Casillas, turnuvanın başında, sahanın kenarında spikerlik yapan kız arkadaşıyla kesiştiği için kötü gol yedi yorumları yapılmıştı.. :) Kabul edelim, Casillas gibi bir kaleci için yapılmayacak bir eleştiriydi..

Bu sözlere en güzel cevabı ise kaptan kupayı alarak gösterdi.. Peki ya kupayı aldıktan sonra ne yaptı sizce?

Eğer Casillas’a nasıl salladılar öğrenmek istiyorsanız, buyrun bu linkten yakın.. :)

Posted in Spor | Tagged , , , , | 1 Comment

Select Maris Datça – Tatilin Son Bölümü

Sabah saat 8:20 , yine fırlayıverdim yataktan… Tatil bende böyle bir etki yaratıyor işte,uykuya ihtiyaç duymaksızın geçen zamandan maksimum fayda alma çabası…

Bir bakalım, en son nerede kalmıştık ? Hmm, evet! Demiştim ki; “ Yarın sabah Kuum’un güzel kahvaltısıyla güne başlamaca… Ardından diğer sürpriz mecrasına doğru yola koyuluş… Sevgilim ince yol hesapları yapıyor, elinde bir minik harita,bana göstermeden,belli etmeden… Alınabilen tek bilgi; “ Yaklaşık 3 saatlik bir yolumuz olacak sevgilim.” Heyecan dorukta! Kuum Hotel sürprizi ile tavan yapan beklenti-beğeni ilişkisi bakalım ne yöne harekette bulunacak…”

Yapılan sevgili hesaplarına göre yaklaşık 3 saat sonra “yeni tatilimizin” keyfine dalıcaz… Kuum’un etkisine kapıldık… Öyle çabuk geçti ki zaman,doyamadık… Eşyalar hazır,veda vakti geldi… Keyifler yerinde,çünkü tatil tüm hızı ile devam ediyor! Yola koyulduk, ardı ardına geçiliyor tabelalar, kilometreler ilerledikçe çoklu alternatifler azalmaya başlıyor… Son görülen tabela Marmaris ve Datça’ya indirgiyor alternatifleri : )

Nereye girdiğimizi anlayamadan , “bak bak ne var,kuş var orada” misali kandırılıyorum… Tabela geride kaldı… Üstelik bildiğin yemyeşil bir yol burası… Hızla bir ormanın içine ilerliyoruz sanki… Ağaçlar arasından pırıl pırıl bir koy görünüyor, muazzam tekneler var koyun hemen ağzında… Burası mı diyorum, muzur bir cevap geliyor “ ı ıııhhh” : ) Biraz daha devam ediyoruz, ormanın arasından önce kocaman bir bina görünüyor,ardından da kocaman bir giriş kapısı beliriyor. Beyaz giyimli bir görevli geliyor,ismimizi soruyor, elindeki listeye baktıktan sonra, gideceğimiz yolu işaret ediyor. Bu kocaman yerde belli ki işler son derece planlı yürüyor.

Girişe ulaştığımızda check in işlemlerimiz sırasında bizimle ilgilenecek olan görevli elinde egzotik kokteyl bardakları ile bizi karşılıyor, nereye geldiğimizi şaşırtıyordu : )

Kokteyllerimizi yudumlarken inanılmaz bir koy içerisine konumlandırılmış Select Maris’i kuşbakışı izliyoruz… Manzara inanılmaz! Plajlar(!), Havuz, Deniz, Dinelneme locaları, Restorantlar… Hepsi mükemmel görünüyor… Bir de karşıda yine kendilerine ait olan bir ada, tavşan adası…

Oda 7.katta, deniz manzaralı… Balkondan görüntü yağlı boya bir tablo sanki… Eşyalar bırakılıyor en acele haliyle, doğru plaja… =) Ama hangisine??? Continue reading

Posted in Gezdik Gördük! | Tagged , , , , , | 1 Comment

Kuum Otel Türkbükü

Blogumun cebren ve hile ile sevgilimin eline geçmesi demek, elbette benim yazmayacağım anlamına gelmiyor herhalde değil mi.. Yani öyledir herhalde, en azından şimdilik hala kullanıcı olarak sisteme yazı yazabiliyorum :)

Sanırım biraz da kendisinin bu işe girişmesiyle, blogu eski çerçevesinden alıp yeni yüzüne doğru çevirmeye çalışacağız.. Bazen gittiğimiz oteller, bazen de yemek yediğimiz yerler olacak bu sayfalarda.. Gurmeymiş, eleştirmenmiş modlarına bürünüp hiçbirşey beğenmeyeceğiz yani kısaca :)

Şimdi biz, bu hatun kişisinin anlattığı gibi güzel bir tatile çıktık.. Malum askerlik adamı en iyi yerde bile olsa yoruyor, insan kafasını boşaltmak istiyor bir süre hiçbir şey düşünmeden.. Zaten askerdeyken belliydi diğer yazıda ayrıntılarını anlatacağımız otel, Kuum Otel geldiğim hafta içerisinde belli oldu. Malum hatun geçen seneden burayı çok beğenmişti ve buda demekti ki: “En yakın zamanda gidile”

Ayarlamalar yapıldı, fiyatlar alındı, bağlantılar yoklandı, dostlarımızın parmağı dokundu ve normal fiyatından daha uygun bir fiyata yollandık.. Tabiiki İzmir’den çıktığımız anda sevgilimin hangi otele gittiğimiz hakkında en ufak bilgisi olmasını bırakın, hangi şehre bile gittiğimizden haberi yok!

Yolda tabelaların bizi az zorlamasının ardından gideceğimiz yolu bulduk. İzmir’den tam tamına 2 saat 40 dakikada, molasız bir şekilde vardık Kuum Otel’e.. Fotoğraflarını ve manzarasını zaten az önceki yazıda gördünüz. Ben benim için önemli olan ayrıntılardan bahsedeceğim şimdi:

-Kahvaltı: Her yerde bu özellik için en önemli ayrıntı Beyaz/Ezine Peyniri’nin kalitesinden geçer bizim için! Gerçekten çok iyiydi. Üstüne, menemendeki yumurta tadı o kadar ince ve olması gerektiği gibiydi ki, tam 25 senedir yumurta yenmesi öğütlenen sevgilim bile menemen yedi! İnanılmaz, bizim için 10/10
Continue reading

Posted in Gezdik Gördük! | Tagged , , , , , , , | Leave a comment

Limon Cafe ve Sünger Pizza!

Limon’u muhtemelen duymuşsunuzdur… Gümüşlükte, “ en lezzetli gün batımı” sloganıyla geçen yazın popüler alternatif miskinleme mekanlarından… Evet bence en doğru tarif bu Limon için çünkü daha kapısından adımınızı attığınızda sakin,sessiz,düzenli ama miskin havayı seziyorsunuz… Herşey çok doğal, çoğu mobilya bile el yapımı… Hemen hemen hepsinde bir detay var, hepsine bir ruh kazandırılmış,bir kimlik; Limon!
Hava hala inanılmaz güzel… Püfür püfür esiyor ağaçların arasındaki bu küçük mekan…


Bu kadar yazılıp çizilen bir yer, bu denli beğeni toplamış madem, bakalım bir menüye neresindeymiş bu Limon’un sihiri,kerameti… Mekandaki her şeyde olduğu gibi menülerde de el emeği göz nuru olma durumu sözkonusu… Çok özellikli olmayan, aslında bilindik standart türk usulü yemeklerin Limon usülüne döndürülmüş şekli diyebiliriz. Sarma, Limonsal bir dokunuş almış… Mantı ve Köfte de öyle… Bu küçük menü gezintisi ardından gözüme çarpan Cevizli-Köy peynirli Erişte yutkundurdu beni… Evet onu istiyorum! Sparişimizi almak üzere Limon’un yerlisi,güler yüzlü bir bayan geldi,başladık sorularımıza… İçecek olarak Limonata istedik, malum Limon’un en çok yazılan içeceği idi… Ama ne yazık ki “ Üzgünüm,Limonatamız kalmadı” yanıtını aldık… Oysa ki benim yine limonum gelmişti :) Tamam o zaman 2 tane limonlu Miller alalım :) Yemek olarak iseeee, Cevizli Erişte alabilir miyim? Yine yutkunarak sorduğum sorunun cevabı hüsran “ Üzgünüm ama Eriştemiz de kalmadı” … Çok güzeelllll, Millerlarımızı saymazsak 2 de 0 ! Tamam o zaman, sarma? “Var” , ya mantı? “ o da var,hem de çok güzel,bizim mantımız farklıdır.” Pekiiiiii Şakşuka? “Hem de yeni yapıldı,sıcaktır.” Hmmm şahane! Continue reading

Posted in Gezdik Gördük! | Tagged , , , , , , | 4 Comments